100. YILINDA EKİM DEVRİMİ SÖYLEŞİ DİZİSİ 4: 1917: Devrimler Tarihindeki Yeri ve Ekim/Şubat İlişkisi

  • 06 Aralık 2017 21:00
  • 26
  • 0 Yorum
100. YILINDA EKİM DEVRİMİ SÖYLEŞİ DİZİSİ 4: 1917: Devrimler Tarihindeki Yeri ve Ekim/Şubat İlişkisi

Yayın Tarihi: 29 Kasım 2017

Bu haftaki programımıza 1917 Devrimi’nin devrimler tarihi içindeki yerini tartışarak başladık. Modern devrimlerin tarihinde Fransız Devrimi’nin bir referans noktası veya bir model olarak kendinden sonraki devrimleri bir yüzyıl belirlediği ve bundan dolayı da 1917 Devrimi dahil olmak üzere devrimciler ve devrimler üzerine düşünenler için bir nirengi noktası oluşturduğunu vurguladık.

1789 Fransız Devrimi’nin bu iktidarına 1917 Rus Devrimi bir son verdi. Artık 20. Yüzyılda devrimin ve devrimcilerin yüzlerini döndükleri merkez, feyz aldıkları model 1917 Devrimi olacaktı. İlk üç programdan farklı olarak Foti Benlisoy konuk olarak tartışmamıza katıldı ve onunla Ekim ve Şubat Devrimleri arasında yapılan ayrımlar ve bunların politik mahiyetleri üzerine sohbet ederek devam ettik. Çok farklı alanlardan verilen örneklerle Şubat ve Ekim arasındaki devamlılıklar ve farklılıklar üzerinde durduk. Bu program ile birlikte daha çok olgu ve süreçler üzerine konuşmaktan biraz genel değerlendirmelere ve tarih yazımına ilişkin tartışmalara da girmiş olduk. 1917'in farklı tarih yazımı ekollerine değinmeye ileriki programlarda da devam edeceğiz.

(100. Yılında Ekim Devrimi - Tarih Vakfı’nın Katkılarıyla)

Ömer Madra: Hoşgeldiniz.

Y. Doğan Çetinkaya: Merhabalar hoşbulduk.

Can Tombil: Hoşgeldiniz.

Ö: Bugün konuğumuz da var.

C: Evet sadece Y. Doğan Çetinkaya’yı değil, Foti Benlisoy’u da dinleyeceğiz.

Ö: Merhaba Foti hoş geldin.

Foti Benlisoy: Merhaba

Fransız Devrimi devrimlerin şahı gibi bir şey 

Ö: Evet ne ile devam ediyoruz? Nasıl yapıyoruz? Doğan sen bir açılış yap.

D: İlk 3 haftamızla Ekim Devrimi’ne gelmeyi başarabilmiştik. Biraz yavaş da olsa, kabaca köşe taşlarına biraz değinerek. Bugün biraz Ekim Devrimi’nin öneminden başlayıp Şubat'la Ekim arasında çokça yapılan ayrım üzerine biraz konuşmaya çalışacağız.

Ekim Devrimi'nin devrimler tarihinde önemli olmasının bir sebebi aslında devrimler tarihindeki iki büyük devrimden birisi olması. Bir tanesi Fransız Devrimi bir tanesi de Ekim devrimi veya Rus Devrimi 1917 Devrimi. Bunun en önemli sebebi Fransız Devrimi ve 1917 Devrimi’nin devrimler tarihinde bir referans noktası olması.

Kimin için? Devrimlerle iştigal edenler, devrimler üzerine düşünenler veya devrimler tarihi içerisinde eyleyenler için iki devrimin de çok önemli, müstesna yeri vardır. Çünkü Fransız Devriminden sonra modern devrimler tarihinde devrim yapmayı önüne koyan kişiler, fikirler ve gruplar artık ortaya çıkacak. Onun öncesinden daha çok bir isyanlar, direnişler, devrimci kalkışmalar var fakat kendi varoluşunu devrimcilikle tanımlayan ve bir devrimi planlayarak, tahayyül ederek gerçekleştirmeye çalışan çok sayıda kişi, düşünce ve grup, örgütlenme yok.

Bu bir şekliyle aslında Fransız Devrimi’nin de bir sonucu. Fransız Devriminden sonra 19. yüzyıl boyunca dünyada var olan bütün devrimlerde veya devrimi gerçekleştirmek isteyen şahsiyetlerde Fransız Devrimi bir rol model olarak ortaya çıkacak. Bundan dolayı aslında devrimlerin şahı gibi bir şey Fransız Devrimi.

İşte bu Fransız Devrimi’ni bu konumundan ya da tahtından indiren devrim ise 1917 Devrimi olacak. Ondan dolayı 1917 Devrimi aynı şekilde önemli. Ki Bolşeviklerin kendisi Rus devrimcilerin kendisi bile devrim dendiğinde hep Fransız Devrimi’ni hatırlarına getirecekler. Devrim yaparken de 1917 olurken bile aktüel o önemde çağdaş devrimciler Fransız Devrimi’ni hep akıllarında tutacaklar yani bir köşelerinde Rus Devrimi gerçekleşirken Fransız Devrimi’nin safhalarını düşecekler, şahsiyetlerini, liderlerini düşünecekler. Böyle bir karşılaştırma olacak kafalarında.

Paris komünü de tabii Fransız devrimci geleneğinin belli bir şekilde parçası. Fakat 20. yüzyılda 1917’den sonra artık hem devrimciler için hem devrim üzerine düşünenler için rol model 1917 olacak. Yani Fransız Devrimi tahtından bu anlamda da indiren bir devrim 1917. Sırf hani siyasal, toplumsal, iktisadi sonuçları açısından değil dünyadaki devrim tarihi, devrimler tarihi açısından da böyle bir boyutu olacak. Artık 20. yüzyılda devrim yapmaya çalışanlar devrim üzerine fikir yürütenler için dönüp baktıkları referans aldıkları olgu 1917 olacak. Bundan dolayı da 1917 devrimler tarihinde çok müstesna bir yere sahip.

Ö: İngilizler 1648 devrimi filan diyorlarsa da onlar kendilerine bir pay çıkarmak için.

D: İngiliz devrimi aslında modern devrimler tarihi içerisinde en önemli devrimlerden bir tanesi olmakla birlikte İngiltere’de de dahil olmak üzere aslında unutulmuş bir devrim. Devrim olduğu da sonradan 1960’lı yıllarda daha yoğun iddia edilmeye başlayacak. Zaten biliyorsunuz İngiliz devrimine muhafazakar İngilizler “iç savaş” der. Devrim demekten imtina ederler. O bile bunun bir şekliyle göstergesidir.

Aslında Rus Devrimi için de öyle vardır da bugün Foti’nin de burada olmasını vesile bilerek aslında biraz şeyden bahsedebiliriz. 1917 nasıl bir rol model oldu ve 1917’den biz neden, neyi nasıl hatırlıyoruz ve bu Şubat'la Ekim arasındaki farklılaştırma nereden çıkıyor? Yani bir devamlılık olduğu tartışıldığı gibi aynı zamanda Şubat'la Ekim arasına çok ciddi bir duvar da koyulduğu görülüyor çok farklı sebeplerle. Bence bugün biraz onun üzerine konuşalım.

Özyönetim deneyimleri

F: Senin dediğin şeye dönmek istiyorum. Rusların şey açısından çok ilginç. Sadece 1917 değil Fransız Devrimi’ni düşünmek. Sonrasındaki yıllarda da senin dediğin gibi sürekli böyle periyodizasyonu Fransız Devrimi üzerinden yapma çabası var. Mesela önemli bir kısım hani devrim içerisinde yer alan figür bir Rus Thermidor’u bekliyor. Devrim içerisinden bir Rus Napolyon’unun çıkmasını bekliyor. Dolayısıyla bütün devrimi düşünürken Fransız Devrimi’nin geçtiği bütün aşamaların bütün safhaların bir tür tekerrürünü bekliyorlar. Doğru Paris Komünü örneği de çok canlı çok önemli ama Paris Komünü biraz daha farklı orada. Yani onun dayanma süresini aşmış olmak varsayılır ya Lenin’in dans ettiği vs. ya da işte Paris Komünü merkez bankasına el koymamıştı, biz el koyuyoruz gibi bazen bazı noktalarda kıyas oluyor ama Fransız Devrimi tam anlamıyla bir rol modeli ve periyodizasyonu belirleyen esas o. Sorun da bu senin dediğinle bağlantılı olarak. Fransız Devrimi’ni bir kerteriz noktası olarak alırsak Şubat Ekim arasındaki var sayılan kontrast. Deniliyor ki Şubat iyi devrim aslında. Bugün çok hâkim olan bir anlatı bu. Şubat iyi devrim. Bütün ulusun bütün Rus halkının, Rus olmayanların da geniş ölçekte katıldığı bir toplumsal patlama, bir kendiliğinden devrim. Bunun karşısında Ekim ise bir devrimden çok bir darbe; konuşmuşsunuzdur. Aslında bugünkü model terminolojiyle Mısır’da filan çok kullanılmıştı bu terminoloji. Ekim’i bir tür o Şubat’ın meşru toplumsal devrimini gücünü, meşruiyetini çalan bir darbe girişimi tanımlamaya dönük, ikisi arasında bir tezat ilişkisi varsayan bir söylem özellikle günümüzde çok yaygın.

Bunun altında şöyle bir argüman da var. Ekim devrimi olmasaydı yani Bolşevikler Rus Devrimi’ni çalmış olmasaydı, bunlar tırnak içerisinde sürekli, ne olurdu, Rusya muhtemelen bir tür parlamenter demokrasi ile tanışırdı. Yani Rus toprağına parlamenter demokrasinin tohumları atılmış olurdu. Bunları yazanlar var. Belki bugün Putinizm filan da olmazdı. Çünkü Rusya’da Kerenski ile başlayan parlamenter cumhuriyet geleneği bugüne gelmiş, yerleşmiş olurdu. Belki bugün Rusya, bir tür Kanada olmuş olurdu gibi argümanlar da var. Bunun temel dayanak noktası işte bir tür konspiratif azınlık örgütü ve onun şeytani lideri tarafından çalınmış olan Şubat’ın toplumsal ve siyasal meşruiyeti anlatısı var.

Burada biraz tabii farklı düşünmek gerektiği kanaatindeyim ben kişisel olarak. Şubatı ile Ekimi ile Rus Devrimi dediğimiz şeyin ya da Sovyet Devrimi demenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. O da küçük harfle sovyet büyük harfle değil. Bir arkadaşım bahsetmişti genç kuşaklar arasında çok yaygınmış sovyet dendiğinde bunu sadece bir devlet olarak düşünüyorlar. Halbuki bizim açımızdan diye düşünüyorum ben; bu Rus, Sovyet ya da 1917 Devrimi’nin en önemli şeyi bu küçük harfle sovyet yani öz yönetim deneyimleri. Sonrasında tabii ki bu Sovyet demokrasisi cılızlaşacak, zayıflayacak o ayrı bir tartışma konusu ama devrim açısından özyönetim deneyimleri.

Ö: Bir çeşit şura kabul ediliyor. Belki bu vesile ile ufacık parantez açayım. İran devrimine de bu vesile ile ilerde bir daha dönmek gerekebilir. İlk bu Humeyni el koymadan önce çok ciddi bir şuralardan oluşan bir çeşit İran Sovyet devrimi de oldu.

F: Gerçek toplumsal devrimlerde çok sık karşılaşılan bir olgu. 1956’da Macaristan’da da söz konusu olan bu. Bu konsey ya da şura ya da Sovyet dediğimiz özyönetim deneyleri açıkçası çok önemli ama işte bu bir şekilde toplumsal bellekten kendisini hatta solcu olarak gören insanların belleğinden bile silinmiş durumda. Bir not da düşeyim. Bilgisayarda mesela şey yazarken dikkatimi çekmişti. Sovyet yazdığınızda Türkçe ve küçük harfle yazdığınızda hemen düzeltiyor ya da altına kırmızı çizgi çiziyor. Büyük yazdırıyor devlet ismi olarak.

Sovyetin devletle özdeşleştirilmesi ironi

D: Dolayısıyla aslında sovyetin devletle özdeşleştirilmesi tam da varlık ve çıkış mantığını düşündüğünüz zaman tarihin önemli ironilerinden bir tanesi. Söylediğiniz İranla ilgili şey Rus Devrimi’nde şimdiden devam etmek için önemli. Neden? Çünkü hani biz bir şekliyle bu devrimleri bugünden hatırlıyoruz ve bugün bizim için anlamlı olan şeyleri öne çıkartmaya çalışıyoruz veya hatırlayanlar üzerine yazanlar tamamen bugünkü politik ihtiyaçlarla korelasyon halinde bir anlatı kuruyorlar. Foti’nin dediği Ekim Şubat arasındaki karşılaştırmada aslında olgunun kendi yaşandığı sürece baktığımızda onun içerisinde Şubatla Ekim kontrastından daha ziyade Şubat-Ekim ve Kornilov arasında. Yani İran Devrimi’nde olduğu gibi her devrimde bir taban örgütlenmeleri, özyönetim örgütlenmeleri mutlaka çıkar. Eğer tabii o bir toplumsal, siyasal, gerçek anlamda bir devrimse. Bir yanda siyasi örgütlenmeler vardır bir şekilde devleti fethetmeye çalışan. Bunlar arasında bazen gerginlikler bazen uyumlar olur. Ama bunun dışında da her zaman bir karşı devrim ve ordunun müesses nizamı tesis etmek için müdahalesi orada hazır bekler.

Ö: Bu çok ilginç yani Fransız Devrimi’nde olduğu gibi mesela ilk anayasaları çok net olarak hatırlıyorum kadınların oynadığı muazzam önemli rolü ön plana çıkaran şahane bir anayasaları vardı. Onu silip attılar. Humeyni gelince bitti o iş.

D: Evet çünkü her devriminde onun kendi içinde bir tarihi var ve onu bütünlüğü içerisinde ele almadığımızda daha sonra baktığımızda hatırladığımız şeyler bu Şubat-Ekim. Onun için şeye de değinilebilir. Bu Şubatla Ekim arasında bir karşıtlıktan ziyade aslında Şubat Ekim karşısında Kornilov gibi başka karşıtlıklar var.

Şubat kanlı bir devrimdir. Ekimde kan filan yoktur.

F: Tabi o çok önemli bir başlık. Çünkü hani bir Ekim’in alternatifi biraz önce bahsettiğim gibi bir parlamenter cumhuriyet, Kerenski figürü müdür? Ya o dönemin tanıkları dahi Miliukov gibi liberal Kadetlerin en önemli liderinin bile aslında söylediği şu, figürleştiriyor tabii. Lenin’in alternatifi Kornilov diyor bütün dönem açısından. Ya karşı devrimci bir restorasyon süreci yaşanacak ya da devrimin bütünlüğü o, Şubatla ortaya çıkan gerçek toplumsal siyasal iktidarı simgeleştiren sovyet iktidarı ele alacak. Bu ikisi arasında bir orta yol, iki tarafın da en olumlu yanlarını birleştiren orta yol somut tarihe baktığımızda pek gözükmüyor. İlginçtir sağ giderek sağa kırıyor, sol giderek sola kırıyor. Bütün bu toplumsal kutuplaşma dönemlerindeki karşılıklı siyasal polarizasyon burada da işliyor. Şubatla Ekim arasında kontrast koyanların belki atladığı nokta şu. Aslında Ekim Devrimi dediğimiz şey, çok kabaca Ekim’de ne oldu diye baktığımızda… 2. Tüm Sovyet Kongresi esas itibariyle iktidarı ben alıyorum der, yani çok yasal ve meşru eylemdir. Zamanında bu argüman öne sürülmüştür. Aslında kafalardaki modelin aksine Şubat kanlı bir devrimdir. Ekimde kan filan yoktur.

Ö: Evet. Adeta doğal bir geçiş.

F: Doğal bir geçiş. Sovyet iktidarı zaten toplumsal ve siyasal iktidar orda, diğerinin altı boşalmış. O diyor ki tamam ben alıyorum geçici hükmet çekilin baylar diyor. Kadın bakan yok hatırladığım kadarıyla. Çekilin diyor. Dolayısıyla Şubatla Ekim arasında bir kesintiden ziyade aslında Şubat’la birlikte zaten olmuş olanın adının konulması gibi bir süreç var. Sonraki süreçleri ayrıca tartışmak gerekiyor. Bu iç savaş vs. onda bu işçi demokrasi ve sovyet demokrasisin gerilemesi gibi bir sorun alanı var onu elbette tartışmak gerekiyor devrimi tartışırken ama Ekim’de tamamen Şubat’ın ve Sovyet’in yasallığının onun siyasal meşruiyeti içerisinde gerçekleşen böyle bir “fesat”, tırnak içerisinde.

D: İsterseniz dinleyicilerimize bir hatırlatma yapalım. Bir takım kişi adları filan kullanıyoruz. Üç haftadır bizi dinleyenler varsa muhtemelen onlar daha net anlamışlardır. Şubatla Ekim arasında Kornilov Rus ordusunun önemli bir generali hem Nisan ayında küçük bir girişimde bulunmaya çalışıyor, Nisan krizinden bahsetmiştik, daha sonra da Ağustos ayının sonunda sovyetlerin genelleşmesi, yaygınlaşması, kitleselleşmesi ve zamanla Bolşevikleşmesine karşı özellikle Kerenski geçici hükûmetin cevaz vermesi ile birlikte bir karşı devrimci, askeri darbe gerçekleştirmeye çalışıyor. Ondan bahsediyoruz.

F: Kornilov aslında monarşist tabii cumhuriyetçiyi oynuyor sonraki zaman diliminde. Onun çok güzel sözleri var o dönemde. Rusya’nın yarısını yakmak gerekse bile onu kurtaracağım, Rusya’nın yarısını yakarak kurtaracağım diyor. İlginç yani. Muhtemelen Ekim olmasaydı, çünkü Kornilov Temmuzdan sonra da kilit figür, bugün İtalyanca bir tarih içerisinde faşizm dediğimiz melaneti İtalyancadan devşirilmiş bir sözcük diye tanımlıyoruz, muhtemelen Ekim olmasaydı biz faşizm dediğimiz maleneti Rusçadan almış bir terimle karşımızda olacaktı.

D: Aslında buna bakmak için yine Rus tarihine de bakabiliriz. 1905’e gittiğimizde Lenin biliyorsunuz 1905’i 1917’nin kostümlü provası olarak nitelendirmişti ki literatürde de bu çokça Türkçe’de de bugün çıkan kitaplarda bulunması mümkün bir tanımlamadır. 1905 devriminin de sonlanması aslında Kornilovvari bir karşı devrimin 1906- 1907 sürecinde, ondan biraz bahsetme fırsatımız olur, Stolipin örneği ile, gerçekleştiren müdahalesi ile nasıl yozlaştığı, o zaman ortaya çıkmış sovyetlerin nasıl gündemden kaldırıldığını, 1905 deneyimi de bir şekilde bize aslında gösteriyor. Ki orada Kerenski’nin de olduğuna dair anlatılar var.

F: Stolipin bugün Rusya’da çok beğenilen ve öne sürülen bir figür bu arada.

Ö: Öyle mi?

F: Bu Rusya’da çok ilginç tabii. Böyle Çar ve Çariçe ve ailesi aziz ilan edilmiş durumda. Esas mesela bir tür Putin tabii kendisi de bir tür çar ve devlet geleneğinin bir tür cisimleşmiş hali olduğu için devrim mevrim meselelerinden ziyadesi ile korkan…

Bolşevikler sovyet meşruiyetine dayanarak büyüdü

Ö: Zaten ruhanilist eğilimler bu tür tek adamlarda çok benimsenen bir şeydir. Bir çeşit kendini Napolyon’un bonopartizmi de bu şekilde.

F: Yakın örneklerimiz de var. Bu şeyin çeşitli tarihsel figürlerin siyasal güç, siyasal iktidar ilişkileri değiştiğinde nasıl yeniden model olarak kabul edilmesinde ilginç bir örneği. Konumuza geri dönmek gerekirse bugün çok çeşitli yerlerde ana akım yayınlarda de Ekim Devrimi’nin 100. Yılında çıkan New York Times, Guardian’da çıkan yazılarda bile şey okuyabiliyoruz bazen, Kerenski aslında kaçırılmış bir fırsattı, geçici hükümet şöyle yapsaydı başarılı olabilirdi. Şöyle yapsaydı derken de açık açık yazılıyor. Lenin geldiğinde iki tane kurşun sallansaydı, tutuklansaydı gibi böyle aslında biraz da devrim tarihini okuduğunuzda o dönem içinde uçuk olan, çünkü o dönemde her ne kadar ilk başta tabii ki Bolşevik parti daha azınlık gibi gözükebilecek parti ama o devrimin siyasal meşruiyetine dahil olan parti. Onu dışlayamıyorlar. O da o ailenin o devrimin adına konuşan büyük ailenin bir parçası ve zaten o aile içerisinde o büyürken diğerleri küçülecek; Menşevikler, Sosyalist Devrimciler parçalanacaklar, bölünecekler. Bunun önemli bir nedeni şu; Bolşevikler aslında çeşitli sapmaları olsa da 1917 yılı içerisinde sürekli olarak bu küçük harfle sovyet meşruiyetine dayanarak büyüyorlar, ona basıyorlar ayaklarını, onun adına konuşma iddiası ile ortaya çıkıyorlar. Diğer siyasal fraksiyonlar ise giderek o sovyet yasallığı, meşruiyetinden çıkıp başka bir şey oluyorlar önce hükümet kabine vs. Kornilov ve Beyazlara kadar ilerleyecek bir yalnızlaşma tecrit olma hali var.

D: Zaten geçen hafta da biraz ona değinmeye çalıştık. Bir, hani monolitik ve tek bir süreç yok 1917 boyunca ve Lenin Nisan ayında öldürülse bile benzer bir hal yaşayabiliriz. Çünkü tarihte kişiler çok önemli roller oynayabilirler ama tamamen belirleyiciliği onlara atfetmek zaten devrimler tarihinden biraz uzaklaşmakla ilgili bir şey. Lenin geldiğinde Nisan ayından burada da değinmeye çalıştık Ağustos ayına kadar kendi partisinde bile görüşleri çok taraftar bulmayan, kendi tezlerini ikna etmek için çok fazla çaba sarf etmesi gereken bir şahsiyet. Elbette çok prestijli ve süreç üzerinde etkisi var. Ama ilk başta Bolşevik kadroların önemli bir bölümüyle mücadele etmek zorunda kalıyor, liderliği sorgulanmıyor olmasına rağmen.

Aslında yaşanan devrimci süreç özellikle sovyetler ve aşağıdan gelen özyönetim ve taban örgütlenmelerinin zorlaması ile aslında bu özyönetim örgütleri Bolşevikleşiyor ve solculaşıyor ve radikalleşiyor. Diğer örgütlerin biraz daha resmin dışına doğru çıkmasına büyük sebep de tam da Kerenskileşmeleri geçici hükümetleşmeleri. Geçici hükümette bakan olmaya başlamalarıyla beraber yani sağcılaşmalarıyla beraber Bolşeviklerin önü açılıyor. Bunun için Kerenski kaybedilmiş bir fırsattır diyenler aslında bu bağlamdan koparak kendi düşüncelerini bir şekliyle 1917’ye giydirmeye çalışıyorlar. Çünkü Kerenski’yi tarih dışına atan devrimci sürecin ve kitlelerin o zamanki tarihinin kendisi.

Devrim nasıl karşıtına dönüştü?

Ö: Belki şeyi de Doğan ileride bir programda birazcık tartışma fırsatı buluruz. Yani bu sovyetlere kendini yerleştiren, baz olarak anlayış biraz önce Foti Benlisoy’un söylediği daha sonra nasıl bu demokrat geniş tabanlı hareket olmaktan çıkıp, mesela Stalin’e kadar giden o diktatöryel şeyi nasıl kazandığını da masaya yatırabiliriz.

F: Bu tabii uzun bir tartışma ama muhakkak yani Ekimin 100. Yılında bunu konuşuyor olmalıyız. Bence kişisel olarak temel soru şudur. Ekim gibi ben hani 1917 Şubatı ile Ekim devrimi birçok devrim gibi dünya tarihinin önemli ne diyelim en büyük belki demokratik hadiselerinden bir tanesinin nasıl kendi karşıtına döndüğünü, nasıl kendi iddialarıyla bir çelişki içerisine sürüklendiği ve bunun içerisinde bir karşı devrimci süreç yaşandığı meselesi ile hesaplaşmakta önemli bir başlık olduğunu açıkçası dediğiniz gibi  düşünüyorum.

Ö: Fırsatımız olur diye ümit ediyorum bunu masaya yatırmaya.

D: Tam bu devrimler tarihinde 1917’nin yeri tartışılırken şeyi de hatırlamak lazım bildiğimiz. İngiliz devrimini, bugün İngiliz Devrimi’ni ne yapar dediğimizde bugün en demokrat sol kesimde bile akla Cromwell gelir, oysaki Kazıcılar ve Eşitleyicilerin gelmesi gerekir. Fransız Devrimi’ni düşündüğümüzde akla Robespierre veya Napolyon gelir. Bunlar aslında başka bir evreleridir bu devrimlerin.

Ö: Aynen ben de onu söyleyecektim. Yani Glorious Revolution, şahene devrim dedikleri Cromwell değil herhalde.

D: Cromwell bile hatta o devrime ihanetlerden bir tanesi tam da. Ve Rus Devrimi’nde de çok fazla toplumsal ve siyasal aktör var. Bizim bugün uzaktan baktığımız tepenin görünen şeyleri. Onun için oradaki daha farklı eğilimleri, dinamikleri ve özellikle aşağı sınıfların ve halk yığınlarının oluşturdukları iktidar odakları, demokrasi pratiklerini göz önünde bulundurduğumuz zaman bu tarih üzerinde bir şekliyle durmamız gerekiyor.

Ö: Çok iyi olur. Yavaş yavaş bitirelim mi?

Devrimle ilgili iki kitap

C: Bitirelim ama şöyle bir kısıma da başlıyoruz. Ekim devriminin 100. Yılıyla alakalı çıkmış olan ya da yeni çıkan birçok güzel kitap var. Benim elimde şimdi iki tane kitap var. Ben de fırsat bulundukça programın içerisinde değinmeye çalışacağım bu kitaplara. Bunlardan bir tanesi bizim programlarımızla adaş olan Yordam kitaptan çıkan 100. Yılında Ekim derlemesi. Hazırlayan Gökhan Atılgan. Birçok konu üzerinde farklı başlıklar taşıyan yazıyı ve makaleyi görebilmek mümkün. Nazım Hikmet’in Kışlık Saray adlı şiiriyle başlayıp Edward Hallett Carr’ın Rus Devrimi ve batı makalesiyle devam ediyor. Neil Faulkner var Cem Eroğlu Ekim devrimi ve devlet sorunu başlığı taşıyan yazısıyla beraber var. Birçok bölümde birçok konu ile alakalı bir derleme kitap olarak nitelendirebileceğimiz bir kitap bu. 100. Yıla özgü olarak yayınlanmış. Yordam kitaptan çıkmış olan bir kitap.

Diğer kitap ise okumaya başladım ama isteyerek biraz yavaş yavaş gittiğim bir kitap. Benim daha önce bilim kurgu kitaplarından tanıdığım China Mieville’nın Ekim adlı kitabı yeni yayınlandı ve çok kısa sürede Türkçe’ye çevrildi. Ayrıntı yayınlarından çıktı bu kitap da. China Mieville Hugo ve Nebula aynı zamanda Arthur Clark ödüllerini almış bir bilim kurgu yazarı, aynı zamanda akademisyen. Uluslararası hukukun Marksist teorisi üzerine bir doktora tezi vardı ve hala ders vermekte. Aynı zamanda dediğim gibi bilimkurgu yazarı. Spekülatif kurgu üzerine kitapları bulunuyor. Streetbank üzerine çeşitli kitaplar çıkarmış. Bu yazdığı kitapta doğrudan Ekim devriminin hikayesini bir şekilde lirik ve hikâye formatında anlatıyor. Çok ilginç şeyler var. Altını çize çize okuyabileceğiniz kitaplardan bir tanesi. Burada çok ilginç bir anekdot var, onu aktarayım müsaadenizle.

Sovyetlerin isminin nereden geldiğini anlatıyor, kısa bir hikâye ile beraber. İsyanının tuhaf tetikleyicileri vardır diye başlamış. Ekim 1905, Moskova’da bir noktalama işaretleri meselesi devrim yılının son eylemini ateşledi. Moskovalı matbaa işçileri harf başına ücret alıyorlardı. Şimdi Stin yayınevi çalışanları noktalama işaretleri için de ödeme talep ediyorlardı. Bir sempati grevleri dalgasını harekete geçiren esrarengiz bir ortogratif isyan olarak nitelendirmiş bu durumu. Bu matbaacıların grevini fırıncılar ve demiryolu işçileri ve bazı bankerler desteklemişler. İmparatorluk balesinin dansçıları gösteriye çıkmayı reddetmişler. Fabrikalar ve dükkanlar kapanmış. Tramvaylar hareket etmemiş. Avukatlar davalara katılmamış, jüri üyeleri davaları dinlememişler. Demiryollarında tüm tren hareketleri durmuş. Ülkenin demirden damarları tamamen donmuş. Bir milyon asker Mançurya’da mahsur kalmış. O zaman da bir savaş var. Grevciler emeklilik, düzgün maaş ve özgür seçimler, politik mahkumlar için de genel af ve yine temsili bir kurum talep etmişler. Kurucu meclis demiş Mieville buna. 13 Ekim’de Menşevikler’in inisiyatifi ile yaklaşık 40 işçi temsilcisi Sosyalist Devrimciler, Menşevikler ve Bolşevikler St Petersburg teknoloji enstitüsünde toplanmışlar. İşçiler onları her 500 işçi için 1 kişi olarak seçmiş. Toplantılarına konsey kelimesinin Rusçası olan sovyet adını vermişler. Ardından da sovyetler birliği denilen programın başında bahsettiğimiz küçük s’ler ortaya çıkmış. China Mieville’nın kitabı da Ayrıntı Yayınları’ndan çıkmış ve Ekim Devrimi hikayesini oldukça akıcı bir dille anlatıyor.

D: Zaten kendisinin bir fiction yazarı olması ve Sovyetolog olmamasına rağmen Batı’da Verso gibi çok prestijli bir yayınevinden kitabın basılması Sovyetolog birçok araştırmacının eleştirisini de okuduğumuzda bu mesele üzerine çalışanlar tarafından da çok muazzam bir metin olarak görülüyor. Bundan dolayı da okuyucuların rahatça meseleye giriş için ele alabilecekleri kitaplardan bir tanesi.

Ö: Foti bir kitaptan daha bahsediyordu.

F: Yine Ayrıntı yayınlarından çok yakın zamanda çıkan Volin’in Bilinmeyen Devrim’i. O şu açıdan ilginç o devrimin bilinmeyen derken kastettiği aslında yine devrimin önemli aktörlerinden bir tanesi olan daha anarşist hareket. Rusya’da Narodnikler içerisinden çıkan Anarşist hareketin hem büyük figürleri hem ciddi bir tarihi var. O hareketin çeşitli boyutlarını anlatıyor. Biraz işte Bolşeviklerle netameli olan yanlarını hem uzak hem yakın olan yanlarını. Onlarla girdikleri aşk nefret ilişkisi var devrim süreci içerisinde 17-18-19’da çeşitli safhaları olacak. Biraz onları da anlattığı ilginç bir tabii devrimin pek bakmadığımız belki bilmediğimiz yönünü de ortaya koyan kitap yeni çıktı. Erden Akbulut çevirisiyle Ayrıntı yayınlarından yeni çıktı.

Ö: Bu şeyi de hatırlatalım bitirmeden önce. Bu programların deşifre edilmiş hallerini daha sonra hem Açık Radyo’nun internet sitesinden hem de bianet’ten yayınlama imkânı bulacağız.

C: bianet bize doğrudan destek olacak ve yazılı halleri de her iki sitede bulunacak.

D: Teşekkür ediyoruz kendilerine. Bu konuya girmemiz iyi oldu. Çünkü ilk programda da Rus Devrimi içerisindeki farklı aktörlerden ve politik gruplardan bahsetme imkânımız olmuştu. 1917 içerisinde sadece Bolşevikler değil birçok politik gelenek, Marksizm içerisinde Marksizm dışında da Anarşizm gibi bahsetmiştik. Haftaya da şimdiden haber vermiş olalım 1917’ye giden süreçte tam da bu farklı ideolojik dünyaları ve yolları bir şekliyle irdelemek için Ateş Uslu arkadaşımız bize misafir olup, bu farklı politik tartışmalar üzerinden bir tartışma imkânı bulmamızı sağlayacak. Bir de yarın Tarih Vakfı’nın gerçekleştireceği Perşembe konuşmaları var, bizi sürekli dinleyen seyircilerimiz aşinadır, Tarih Vakfı’nda iki haftada bir Vangelis Kechriotis adına Perşembe Konuşmaları’nda 1917’yi konuşuyoruz. Yarın da Masis Kürkçügil bize 1917’de Çarlık Rusya’sındaki milliyetler sorunu ve 1917 üzerine yani çevre halklarının 1917’den ne bekledikleri, nasıl katıldıkları ve ne buldukları üzerine bir sunuş yapacak.

F: O çok önemli bir konu. Aslında biz Rus Devrimi derken belki de hata yapıyoruz. Biraz da Rus şovenizmi yapıyoruz. Rusya bir halklar hapishanesi olarak... Devrimin Şubat’ı ile Ekim’i ile devrimin önemli aktörüdürler. Rus Devrimi dediğimizde biraz o devrimi milli ve yerli kılmış oluyoruz.

Ö: Daraltmış oluyoruz evet. Eminönü’nde değil mi yeri de?

D: Evet Tarih Vakfı Eminönü’nde. Galata köprüsünün yanında. Marmara Belediyeler Binasına 18.30’da gelirlerse Masis Kürtkçügil’in çevre halkların 1917’den ne bekleyip ne buldukları üzerine bir konuşma dinleme fırsatı bulurlar.

Ö: Peki o zaman ne çalarak bitiriyoruz.

F: Eski bir Bolşevik şarkısı. 18 ya da 19’dan devrimin şey zamanlarından. Bolşevik evi terk ediyor ya da evden ayrılıyor diye çevirebileceğimiz bir şarkı. Muhtemelen şey şarkısı iç savaş içerisinde işte Kızıl Ordu'ya katılan bir Bolşevik var. Onun işte böyle bir coşkulu şeyini dinleyeceğiz. Bolşevik’in kızıl orduya katılışı ve evinden ayrılmak durumunda kalışı savaş dolayısıyla.

Ö: Çok teşekkür ederiz. Foti Benlisoy da konuğumuzdu bugün. Haftaya programla devam edeceğiz. Biz de çıkışımızı yapalım. Açık gazeteyi bu şekilde bitiriyoruz. Bendeniz Ömer Madra. Can Tombil ve Selahattin Çolak’la oluşan ekipleydiniz. Emre Gümüşel de bizi destek veriyordu. Bizi dinlediğiniz için teşekkürler hepinize günaydın!

C: Günaydın!

D: Günaydın! (HK)

Not: Söyleşinin 4. bölümü 13 Aralık 2017 Çarşamba günü yayınlanacak.

100. YILINDA EKİM DEVRİMİ SÖYLEŞİ DİZİSİ

1- 1917 Devrimi'ne Giderken Çarlık Rusyası

2- 1917 Şubat Devrimi

3- Şubat'tan Ekim'e Devrimin Yılı

4- 1917: Devrimler Tarihindeki Yeri ve Ekim/Şubat İlişkisi

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşivde Ara

Sizehaber'de Hangi Dilde Haber Yayınlansın?

  • Kürtçe
  • İngilizce
  • Diğer
  • Fransızca
  • Almanca
  • İspanyolca

Hava Durumu

Foto Galeri

Piyasa Durumu

DOLAR
r57shellr57shell