FRANKFURT KİTAP FUARI'NIN ARDINDAN - 2: Yayıncılar Birliği Başkanı: “Yayınlama Özgürlüğünden Vazgeçilemez”

  • 18 Ekim 2017 06:35
  • 179
  • 0 Yorum
FRANKFURT KİTAP FUARI'NIN ARDINDAN - 2: Yayıncılar Birliği Başkanı: “Yayınlama Özgürlüğünden Vazgeçilemez”

Türkiye Yayıncılar Birliği uzun yıllardır olduğu gibi, bu yıl da yayıncılık alanındaki diğer çatı örgütleriyle birlikte, Frankfurt Kitap Fuarı’ndaki Ulusal Stand kapsamında fuara katıldı. Fuarın kendileri için esas olarak yayıncılık alanındaki yenilikleri izlemek, telif hakkı satışları ve alımları açısından önemli olduğunu belirten Kenan Kocatürk, Türkiye’nin ulusal katılımının 2008 yılında olduğu gibi, bu amaca yönelik tasarlanması gerektiğini savunuyor.

Kocatürk, sürgündeki yazarların katıldığı, Türkiye’deki düşünce ve ifade özgürlüğü ihlallerinin konu olduğu etkinlikler nedeniyle, fuarda ulusal stantta yansıtılandan başka bir Türkiye’nin de gündeme geldiğini belirtti. 

Türkiye Yayıncılar Birliği’nin başkanı Kenan Kocatürk’ün bu konudaki sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

Gerçekten bu fuarda iki ayrı Türkiye var mıydı?

Evet bence de var. Bunlardan biri Almanya’da sürgündeki yazarlar ve geçen seneden beri düşünce ve ifade özgürlüğü ihlallerinden sonra ortaya çıkan tablonun neden olduğu bir Türkiye. Aslı Erdoğan geçen yıl hapisteydi. Ahmet Şık, bu sene talihsiz bir şekilde hapse girdi. FETO’ya karşı yazdığı kitap bir davada delil olarak görülürken, diğer taraftan kendisi “FETO’ya yardım” suçlamasıyla içerde. Onun için de burada bir ödül töreni vardı. Almanya’da yaşayan sürgün yazarların etkinlikleri, Aslı Erdoğan’ın katıldığı etkinlikler, Ragıp Zarakolu’nun yasaklanmış kitaplar sergisi gerçekleştirildi.

Öte yandan Türkiye’nin Ulusal Standı’nda düzenlenen etkinlikler vardı. Tabii burası bir telif hakları fuarı olduğu için bizim gündemimizde ise, buraya telif haklarını satmak üzere gelmiş yayıncı arkadaşların çalışmaları da vardı. Türkiye’den 12 yayıncı Türkiye Standı’ndaydı. Onların da çok önemli görüşmeleri oldu. Bunlar sadece bu yıla ait olan görüşmeler değil. Çünkü telif hakları satışı için bu alandaki ilişkileri başlatmak ve devam ettirmek çok önemli. Türkiye Standı’nda bunlar gerçekleştirildi. Bir de çocuk kitapları standı vardı. Bence oradaki yayıncıların daha fazla telif satma şansı var. Arkadaşlar, Türkiye’de hem hikayeleri, hem de illüstrasyonlarıyla dünya çocuk edebiyatına çok önemli katkıları olabilecek eserler üretiyorlar. Zaten uzun zamandır bu faaliyetleri yaptıkları için orada çok etkili şekilde telif hakları satışlarının olduğunu gözlüyorum. Ayrıca Türkiye’den ajansların sorumluları da Türkiyeli yazarlarının telif haklarını satmak üzere telif hakları bölümünde buluştular. Bu da Türkiye’nin fuara katılımının 3’ncü boyutu. Oradaki arkadaşlarımızın özel çabaları sonucunda birçok Türkiyeli yazarının telif hakları satılıyor. Aynı zamanda Türkiyeli yayıncılarının dünya yayıncılığını takip ederek, kontak halinde bulundukları yayıncıların yeni kitaplarından haberdar oluyorlar, yeni anlaşmalar yapıyorlar, birçok yayıncının 2017’nin sonu, 2018’nin yayın planların büyük ölçüde burada oluşuyor.

Fuardaki Türkiye Ulusal Standı’nı gezen birçok kişinin, “Burası geçen yıl olduğu gibi, yine Türkiye’deki yayın dünyasının çeşitliliğini, çok yönlülüğünü yansıtmıyor” eleştirileri size de geliyor mu? Bu eleştirileri yapanların önemli bir bölümü, buranın bir ticari fuar olduğunu ve Türkiye’de yayınlanan kitapların büyük bölümünün burada sergilenme şansı olmadığını biliyorlar elbette.

Bu eleştiriler haklı. Ama onların istediği olamaz. Neden? Almanya’da yaşayan çok yurttaşımız var. Onlar buraya geldiklerinde doğal olarak Türkiye edebiyatının tüm çeşitliliğini, gelişmişliğini burada görmek istiyorlar. Fakat Türkiye’den buraya gelen yayıncıların şu anda böyle bir derdi yok. Biz de Türkiye Yayıncılar Birliği olarak, bakanlıkla yapılan çalışmalarda buranın tasarımının da esas olarak telif haklarının satışına yönelik olmasında ısrar ediyoruz. Biz yayıncıların profesyonel olarak buradan bekledikleri başka. Buradaki yurttaşlarımızın beklentisini karşılamak için başka organizasyonlara ihtiyaç var. Ama bu fuarın içinde değil. Türkiye 2008 yılında “konuk ülke” olarak katıldığında bu olmuştu. Ben bu ihtiyacı hissediyorum. Belki de buradaki kitapçılar ve internet sitelerinin katılımıyla, başka bir organizasyona gidilebilir. Duiburg’da gerçekleştirilen kitap şenliği gibi. Bunu böyle çözmek lazım. Yani Frankfurt Kitap Fuarı’ndan beklenti içinde olunmaması lazım. Biliyorsunuz, zaten burada kitap satışı da yok.

Türkiye Yayıncılar Birliği, Turizm ve Kültür Bakanlığı’nca organize edilen bu katılımın içinde. Bu işbirliğinden memnun musunuz?

Bazen küçük sorunlarımız olabilir. Ama şu noktaya geldi: Müsteşarımızla, genel müdürümüzle de konuştuk. Bizim talebimiz eskiye dönmek. Türkiye 2008’de “konuk ülke” olduğunda da, ondan önce de yayıncı birliklerinin organizasyonda tamamen ağırlıkta olduğu, onların düzenlediği, devletin, bakanlığın finansal olarak desteklediği bir fuar katılımı olsun istiyoruz.  Katılmak isteyen devlet kurumlarının da misafir olarak gelebilecekleri bir yapıya dönüşmesi lazım. Ya da yayıncılar bağımsız olarak buraya gelecekler. Ekonomi Bakanlığı’nın yurtdışındaki fuarlara yönelik desteklerinden yararlanmaya çalışacaklar.

Fuarda çeşitli etkinliklerde Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğüyle ilgili sorunlar ele alındı. Bu neden Türkiye’nin kendi standında değil, başka yerlerde tartışılıyor?

Bunda haklısınız. Ben burada Türkiye Yayıncıları Birliği’nin düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda neler yaptığını anlatayım. Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin Düşünce ve İfade Komitesi içinde bizim de bir temsilcimiz var. Koordinatör arkadaşımız Yonca Cingöz, komitenin asli üyesidir. Dünya çapında düşünce ve ifade özgürlüğüyle ilgili en etkin çalışan örgütlerden biri bu. Bildiğiniz gibi Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğünün duruma ilişkin her yıl raporlar yayınlıyoruz. Bu raporlar başka dillere çevriliyor. Ben burada bu raporların çok etkili olduğunu gördüm. Toplantılarda bunlar konuşuldu. Biliyorsunuz, Cumhuriyet gazetesinin Kitap Eki’nin ve Cumhuriyet Kitap’ın yayın yönetmeni Turhan Günay abimiz, 9 ay hapis kaldı. Hala da davaları devam ediyor. Aynı zamanda 15 Temmuz darbesinden sonra ilan edilen olağanüstü hal çerçevesindeki bir kanun hükmünde kararnameyle Evrensel Yayınevi’nin bütün malına, mülküne, kitaplarına el koyuldu. Biz bunlara itiraz ettik. Bununla birlikte 26 yayıncının, düşüncesi ne olursa olsun, kitaplarına ve ürünlerine el koyuldu. Buna itiraz eden, ses çıkaran tek yayıncı örgütü biziz. Bunları da burada ifade ettik. Bu arkadaşlarımıza “düşünce ve ifade özgürlüğü” ödülü verdik. Kısa bir süre önce gerçekleştirilen Göteburg Kitap Fuarı’nda da Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin  “Voltaire Ödülü” Turhan Günay ve Evrensel Yayınevi’ne verilmişti. Frankfurt’ta da dünyanın her yerinden yayıncı birliklerinin başkanlarının katıldığı toplantının gündeminde bu konu vardı. Turhan Günay yurtdışına çıkamadığı için yerine kızı Elif Günay, Evrensel Yayınevi’ni temsilen Cavit Nacitarhan, yaşadıklarını anlattılar. Dünya yayıncılar bu konuda neler yapılabileceğini konuştular.

TEOG iptali yayıncılara 560 milyon zarara neden oldu

Biz aynı zamanda Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin Eğitim Yayınları Komitesi’ne katılarak, Türkiye’deki durumu ele alan bir sunum yaptık. Bu sunum çok beğenildi. Ancak burada bir derdimiz var. Bilindiği gibi Türkiye’de ani bir kararla TEOG sınavları iptal edildi. Sınava 7 hafta kala gerçekleşti bu iptal. Yayıncıların TEOG sınavları için hazırladığı binlerce kitap ellerinde kaldı. Aynı zamanda üniversite sınavlarıyla ilgili de hızlı kararlar alınarak, değişikliklere gidildi. Bütün bu iptal ve değişikler nedeniyle, Türkiye’de yayın sektörünün şu an 560 milyon dolar zararı var. Telafi edilemez bir zarar. Diğer ülkelerden yayıncılarla görüşerek, onların bu alanda hükümetleriyle nasıl işbirliği içinde olduklarını öğreniyoruz.

Türkiye’den gazeteci ve yazarlar, son zamanlar çok sayıda uluslararı ödüle layık görülüyor? Bu ödüllerin, Türkiye’deki düşünce ve ifade özgürlüğü mücadelesine bir katkısı var mı?

Bence var. Örneğin Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin hem Evrensel Yayınevi’ne, hem de Turan Günay’a verdiği ödülün, sadece dış dünyada değil, Türkiye kamuoyunda da etkili olduğunu düşünüyorum. Burada Ahmet Şık’a verilen ödül de çok anlamlı. Ahmet’in mesajı da burada dile getirildi. Bunlar dayanışma a açısından da önemli şeyler.

Alman toplumunun Türkiye’deki gelişmelere ve dolayısıyla Türk yazarlara olan ilgisi artıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu ilginin Türkiye’deki düşünce ve ifade özgürlüğünün, yayma ve yazma özgürlüğüyle ilgili gelişmelere ilgisini çok anlamlı buluyorum. Biraz da gecikmiş buluyorum. Zaten bunu bu konularda konuştuğumuz yayıncı ve yazarlar da bu ilginin gecikmiş olduğunu düşünüyorlar. Umarım bu ilgi devam eder. Sadece bugünün günlük bir siyasal tavır olarak kalmaz. Sürdürülebilir bir ilginin kalıcı olması önemli.

Kenan Kocatürk, Zeynep Oral ve Can Dündar

Fuarda sürgündeki yazarlarla görüşme şansınız oldu mu?

Can Dündar’ın konuşmasını dinledim. Kendisiyle görüştüm.

Can Dündar’ın son kitabı Türkçesi çıkmadan, Almanca yayınlandı. Bir şeyler tersine mi dönüyor?

O konuyu bilmiyorum, kendisiyle bunları konuşmadım.

Türkiye yayıncılığı açısından bu fuara katılımını nasıl değerlendiriyorsunuz? Başarılı mıydı?

Ben böyle iddialı değerlendirmeler yapmak istemiyorum. Bu fuarla ilgili katılan herkesin önünde yapması gereken işler, hedefler vardı. Yayıncı arkadaşlarımın hepsi buradaki ilişkilerini sürdürüyor, işlerini yapmaya çalışıyorlar. Hepimizin fuara gelirken ‘yeni, güzel bir şey bulur muyum?’ duygusu var. Ne yazık ki, yıllardır kimse duyguyu yaşıyamıyor. Fuarın giderek küçüldüğünü görüyoruz. Teknolojinin gelişmesi nedeniyle iletişim ve bilgi paylaşımı çok kolaylaştığı için bu tip fuarlar sönüyor. Sıçrama yaratabilecek yazarlar, kitaplar ise ne yazık ki yok.

“Temel haklar ihlal ediliyor”

Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk, Türkiye gündeminden hiç kalkmayan, Frankfurt’ta olduğu gibi uluslararası yayıncılık fuarlarında da dünya gündemine taşınan düşünce ve ifade, yayınlanma özgürlüğü konusunda sorularımızı yanıtlarken de şu açıklamaları yaptı:

Yayıncılar Birliği olarak başından beri yayıncılık faaliyetinin gelişmesinin vazgeçilmez bir koşulu olarak yayınlama özgürlüğünü savunuyoruz ve önündeki engellerin kalkması için çalışıyoruz. Raporlar hazırlıyoruz, ödüller veriyoruz, projeler hazırlıyoruz. Özellikle kitap yayıncılığını kısıtlayan vakalara kamuoyunun dikkatini çekmeye ve kamu kuruluşlarıyla da diyaloğumuzu kaybetmeden yapıcı çözüm üretmeye çalışıyoruz. Politik değişimlerden bağımsız olarak bu çalışmaları ‚insan hakları ve ifade özgürlüğüne saygı‘ temel ilkemiz çerçevesinde sürdürüyoruz.“

Türkiye’nin bu açıdan zor bir dönemden geçtiğini vurgulayan Kocatürk, „Ancak bu bizler için yepyeni bir durum değil“ diyerek, ülkenin 1960 ve 1980 yıllarında iki askeri darbe, 1971, 1997 ve 2016 yıllarında da 3 askeri darbe girişimi yaşadığına işaret ederek, „Bunların her biri Türkiye’yi maddi ve manevi açıdan yaralayan süreçlerdi“ dedi.

Kocatürk’ün 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasına ilişkin açıklaması ise şöyle: „Son olarak 15 Temmuz 2016’da yaşadığımız darbe girişiminde 248 vatandaşımız darbecileri durdurmaya çalışırken sokakta can vermiştir. Bu çok acı bir kayıptır. Darbeler ve darbe girişimleri demokratik hukuk devletlerinin tarihlerinde kara lekelerdir, her türlü darbe ve darbe girişimini kınadık ve kınıyoruz, hiçbir koşulda darbe savunucularının yanında olmamız mümkün değildir.

Ancak darbeler ve darbe girişimlerini takip eden süreçlerde sıkıyönetim uygulamaları toplumda huzuru sağlamak amacının ötesinde temel hakları kısıtlayan noktalara gitmektedir. Geçmişte olduğu gibi bugün de bir darbe girişiminin ardından, darbecilikle ve terörle ilgisi olmayan yüzbinlerce, ailelerinin yaşadıklarını da hesaba kattığımızda milyonlarca insanın mağdur olduğu çok çeşitli hak ihlalleriyle karşı karşıyayız.

Şu anda yaşadığımız dönemin önceki dönemlerle benzerlikleri ve farklılıkları vardır. OHAL’i tüm ülke çapında yaşıyor olmamız ve süresiz hale gelmesi bugüne özgüdür. Bunun dramatik sonuçlarının bir kısmını gözlemleyebiliyoruz ama esas bilançoyu ancak geriye dönüp baktığımızda yıllar sonra göreceğiz. “OHAL’in olağanlaşması” derken esas olarak “hukuk düzeninin askıya alınması”nı kastediyoruz. OHAL ilanının ardından, FETÖ örgütüyle ve terörle ilişkisi olmayan çok sayıda insan hakkı savunucusu, gazeteci, yazar, yayıncı, akademisyen, kamu görevlisi ve sadece vatandaşlar tutuklandılar ve baskı görüyorlar. Toplumun çok çeşitli kesimlerinde ifade özgürlüğünün yanı sıra, yaşam hakkı, çalışma hakkı gibi birçok temel hakları ihlal ediliyor ve bunun ağır bedelleri var.“

(GK/HK)

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşivde Ara

Sizehaber'de Hangi Dilde Haber Yayınlansın?

  • Kürtçe
  • İngilizce
  • Diğer
  • Fransızca
  • İspanyolca
  • Almanca

Hava Durumu

Foto Galeri

Piyasa Durumu

DOLAR
r57shellr57shell