GÖKHAN KARAOSMANOĞLU YAZDI: Kitap Okuyan Çocuklardan Mutlukent’in Yöneticilerine*

  • 05 Şubat 2016 22:00
  • 601
  • 0 Yorum
GÖKHAN KARAOSMANOĞLU YAZDI: Kitap Okuyan Çocuklardan Mutlukent’in Yöneticilerine*

Bir önceki yazıda “Çocuklar niçin kitap okumalı” sorusuna değinmiştik. Bugün “Çağımızda hangi niteliklere sahip bireylerin yetiştirilmesi temel amaç olmalıdır?” sorusunu yanıtlayarak soruyu bir adım öteye taşıyabiliriz.

Günümüzde, duygu ve düşünce boyutlarıyla eğitilmiş, iletişim becerileri yetkin, yaratıcı ve duyarlı bireylere gereksinim duymaktayız.[1] Bireylerin bu özelliklerle donatılmasında hiç kuşkusuz, kitapların önemli bir etkisi bulunuyor. Çocukların kitaplarla kuracağı iletişim hem dil becerilerinin gelişmesinde ve anadillerini etkili biçimde kullanmalarında, hem de okuduklarını anlamalarında ve yorumlamalarında önemli bir rol oynuyor. Ayrıca yaratıcı, duyarlı bireylerin yetişmesine de katkı sağlıyor.

Bugünkü kitabımız Emin Özdemir’in kaleme aldığı; özlemleri ve düşleri olan, bizleri -tıpkı bizlere benzeyen- pek çok masal karakteriyle tanıştıran “Mutlukent’in Yöneticisi”. Aslında masal içinde bir masal bu, bir yandan masalın içinde kalmaya çalışırken -ki bu süreçte pek çok öyküde, masalda, şiirde buluyorsunuz kendinizi- diğer yandan farklı kurgulara yolculuklar yapıyorsunuz. Bazen gökyüzünde uçan bir kırlangıç oluyorsunuz, bazen uzak ülkelerin birindeki kral, bazen de dağlarla, yemyeşil ormanlarla kaplı bir kentte alıyorsunuz soluğu.

Özdemir dilin kullanımıyla ilgili pek çok amaca da hizmet eden kitabında çocukların dili etkin bir biçimde kullanmalarının niçin bu kadar önemli olduğunu anlatıyor bizlere. Bunu anlatırken -zaman zaman didaktik olsa da- çocukların öğreticiliği ve düşü kullanarak, kurgu/öykü içinde kalarak dilin inceliklerini öğrenmelerini sağlıyor. “Bilirsiniz masallar bizi yalnızca eğlendirmez, eğlendirdiği kadar bize dersler de verir. İnsanlarla, yaşamla ilgili birçok şey öğreniriz masallardan.” sözleriyle daha ilk sayfalardan niyetini apaçık belli ediyor Özdemir.

Ardından anadili eğitiminin dört temel amacı olan okuma, dinleme, konuşma ve yazma üzerine bilgiler bekliyor bizleri masalların/öykülerin/günlük yazılarının içlerine gizlenmiş. Aslında bu bilgileri yazar değil, Emircan’ın babası Bilge Kişi aktarıyor. Bilge Kişi kitap okumanın yararlarını, iyi bir insan olmanın inceliklerini anlatırken, insanları anlamak için onları iyi dinlemek gerektiğinin altını çiziyor. Son nefesinde bir çanta dolusu altın ve içinde o güne kadar yazmış olduğu yazıların bulunduğu bir kitap bırakıyor oğulları Emircan ve Demircan’a.

Bir çanta dolusu altını bencil, tembel ve okumayı pek sevmeyen Demircan alıyor; evini ve kardeşini terk ediyor. Çantanın içindeki kitap ise Emircan’a kalıyor tahmin edeceğiniz üzere. Bilge Kişi pek çok öyküyle Emircan’a sesleniyor. Öykülerin içinde gizli; nasıl bilgili, erdemli ve doğru bir insan olunacağının sırları. İnsanları dinlemenin, ne olursa olsun mutlaka soru sorması gerektiğinin –ki iyi düşünmek, doğru kararlar verebilmek için sorular oldukça yararlıdır bizlere- önemini anlatırken “Soru sormak bir bakıma düşünmektir.” sözleriyle soru sormadan düşüncenin de ortaya çıkamayacağını söylüyor.

Masal içinde masala davet ediyor Emin Özdemir, tabii bu daveti yaparken dilin güvenli sularına bırakıyor bizleri. Yazar okumanın önemine değinirken pek çok alıntı yapıyor, öyküler anlatıyor. Talihli Balıkçı’nın öyküsünü anlatmadan önce verdiği örnekler oldukça etkileyici ve merak uyandırıcı:

Okudukça yaşamın anlamını daha iyi öğreneceksin. İnsanları daha iyi tanıyacaksın. Eski bilgelerden biri Tanrı’ya yakarırken hep şöyle dermiş: “Tanrım bana kitaplarla dolu bir ev, çiçeklerle kaplı bir bahçe bağışla.” Çünkü mutluluğu, kitaplar ve çiçekler arasında bulacağına inanırmış bu bilge[2].

Yazar okumak kadar okumayı bilmenin de önemli olduğunu, okumanın; sözcükler, tümceler arasında başıboş dolaşmak olmadığını söylüyor. Okuduklarımızı sorgulamanın; düşünme, düş kurma becerimizi geliştireceğini ekliyor sözlerine. Ardından; okumanın öz kardeşi olan dinlemeden ve konuşmadan söz açıyor. İnsanları anlayabilmek, dertlerine çare bulabilmek ve anlamlı bir biçimde yaşayabilmek için konuşmanın gerekliliğinden bahsediyor. Tabii son olarak da okumanın ikiz kardeşi olan yazmadan söz ediyor. İnsanın gördüklerini, düşündüklerini, duyduklarını yazmasının; sözcükleri güzel, etkili kullanma ve söz dağarcığını zenginleştirmesi açısından oldukça yararlı olduğunu vurguluyor.

Yazar zaman zaman şiirlerle farklı bir hava katıyor Mutlukent’e; okumanın büyüsü, çocukların ve büyüklerin düş gücünde gizlenen sözcükleri, tümceleri ortaya çıkarıyor:

Bir kitaptır Her İnsan

Dinlemesini bilenler için

Okunmamış bir kitaptır her insan.

Kim olursa olsun konuşan,

İster adlı, sanlı biri,

İster sıradan.

Yine de bir şeyler öğrenirsin ondan.[3]

Bir yönetici belirlemek amacıyla yarışma düzenlemek; sözcükleri bilen,  dili tanıyan ve etkili bir biçimde kullanan bir yönetici seçmek oldukça etkili bir yöntem olarak görülüyor. Yazarın kurgu içinde Dertlikent’e yönetici olmak amacıyla gelen Emircan’a sorduğu sorular aynı zamanda okura da yöneltiliyor. Okuyucu bir yandan kitabı okurken bir yandan da Emircan’a sorulan soruları düşünüyor; soruların, bilmecelerin, birbirini çağrıştıran sözcüklerin yanıtlarını bulmaya çalışıyor. Dilin etkili bir biçimde kullanılmasıyla ilgili pek çok özdeyiş/güzel söz beliriyor okuyucunun zihninde. Gerçek yaşamda çocuk için sıkıcı olan atasözleri bile Emircan’ın yardımıyla eğlenceli bir öğrenme aracı haline geliyor.

Adı Dertlikent olan ve dertlerine derman bulabilmek amacıyla bir yarışma düzenleyen insanlar, yaşadıkları kenti yönetebilecek birini buluyorlar sonunda. Pek alışkın olmadığımız, günümüz yöneticilerine pek benzemeyen biri Emircan. Dertlikent insanlarıyla birlikte yaşayan, çalışan, dertlerini dinleyen, onlarla bir olan, sonunda hep birlikte kenti dertlerinden kurtarıp Mutlukent’e dönüştüren  bir yönetici görüyoruz.

Gerçekten de o günden sonra kentte yeni bir yaşam başlamış. Artık günler, eski günlere benzemiyormuş. Yeni yönetici Emircan’ın yaptığı plan uygulamaya konmuş. Plana göre kentte üç büyük kurul oluşturulmuş: “Çocuklar Kurulu”, “Gençler Kurulu”, “Yaşlılar Kurulu”. Kurullar her hafta toplanıyormuş; toplantılarda yapılacak işler konuşuluyor, karara bağlanıyormuş. Alınan kararlar başkanlığını Emircan’ın yaptığı “Kent Yönetim Kurulu”na iletiliyormuş. [4]

Büyüklere, yöneticilere, siyasetçilere de pek çok mesaj var Mutlukent’in yaşayanlarından. Ülkenin, kentlerin nasıl yönetilmesi gerektiği, yurttaşların ne kadar önemli olduğu, onları yönetmek kadar dinlemenin, birlikte üretmenin de önemine vurgu yapılıyor.

Haydi

Git karış halkın arasına,

Birlikte gül, birlikte ağla.

Onlardan al gücünü,

Dinle, kulak ver her birine,

Dertler, dilekler, özlemler

Uzayıp gider derine.

Haydi n’olursun,

Bir ışık tut yüreklerine.

Umudun diriltici tohumlarını ek içlerine,

Düşlerini, tutkularını kamçıla,

Söylet birlikteliğin türküsünü.

Haydi, git karış halkın arasına. [5]

Bugün birlikteliğin türküsünü söylemekten oldukça uzağız. Halkın arasına karışacak yöneticilere de pek sık rastlamıyoruz kentin bu tarafında. Dertlerimiz, dileklerimiz, özlemlerimiz derine gitmek yerine hep gözümüze gözümüze batıyor. Bir ışık tutacak; feneriyle yolumuzu aydınlatacak insanlara gereksinim duyuyoruz; pillerimizi saklayıp, bilinmedik yerlere gömen, saklayan insanlara değil. Kendi dilini, anadilini, barış dilini, birliktelik dilini güzel, etkili konuşacak insanlara gereksinimimiz var Mutlukent’i yönetebilmek için.

Özdemir’in de sözünü ettiği gibi iyilikle ve adaletle yönetebilmek için memleketi, dilimizi güzel konuşmak şart. Dili güzel, etkili konuşabilmek için de iyilikle, adaletle yönetilen bir ülkede yaşamak/yaşayabilmek şart, pek çoğumuzun sözünü ettiği gibi.

Son kez Özdemir’e verelim sözü, mutlaka vardır biz bilmesek de bu işin bir özü:

İyilikle, adaletle yönetir halkını,

Kendi dilini güzel konuşan.[6]

“Okuma tutkuların en soylusudur. Ekmek, nasıl bedeni beslerse o da öylece ruhumuzu besler, duygu ve düşünce dünyamızı zenginleştirir.” sözleri bizleri zenginleştirmek, ruhumuzu beslemek için masal türünde bir anlatıyla karşımıza çıkan Emin Özdemir’e ait. Bu anlatının içinde üç masal, on şiir, dört öykü, altı mektup ve beş bilmece karşılıyor bizleri.

Anadilini etkili bir biçimde kullanan Emircan şu anda neler yapıyor bilmiyorum. Bu görev sizlere düşüyor, belki de Mutlukent’e küçük bir yolculuğa çıkarsınız, mutluluğu nasıl yakaladıklarını görmeye. Dertlikent’in dertli insanları, Siragüze’nin diktatör kralı, Emircan’ın bencil kardeşi, Bilge Kişi, etkileyici sesi ve pek çok masalıyla Masalana, bin bir çeşit sorularıyla İpekçe sizleri bekliyor Mutlukent’in sokaklarında.

Bir gün kentleri/şehirleri, ülkeleri/devletleri  Emircan’ın değerleriyle yönetebilmek umuduyla... (GK/YY)

* Emin Özdemir, Mutlu Kentin Yöneticisi, Resimleyen: Ferit Avı, Kök Yayıncılık, Ankara, 2015:21 Baskı, 135 sayfa.

Dipnotlar

[1] Sever, 2013.

[2] Özdemir, 2015, s.28

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşivde Ara

Sizehaber'de Hangi Dilde Haber Yayınlansın?

  • Kürtçe
  • İngilizce
  • Diğer
  • Fransızca
  • İspanyolca
  • Almanca

Hava Durumu

Foto Galeri

Piyasa Durumu

DOLAR
r57shellr57shell