MELEK ULAGAY TAYLAN yazdı, Irak İslam Devleti Kuruluyor

MELEK ULAGAY TAYLAN yazdı, Irak İslam Devleti Kuruluyor

Zevahiri, Masri, Bagdadi, Sünni aşiretler, Sahva Konseyleri, ABD, Şii milisler, el Sadr, İranlı General Süleymani, ABD'nin Irak'tan çekilişi, Vekalet savaşları ve IŞİD'in önlenemez yükselişi...

Zerkavi, CIA ve SAS komandoları tarafından öldürülmeden önce, 15 Ocak 2006'da önemli bir adım daha atmıştı. Irak'ta bulunan diğer Sünni-Selefi  mücahit gruplarıyla birleşerek Meclis Şura el Mücahiddin  (Mücahitlerin Birleşik  Örgütü) adında beş Iraklı Selefi örgütle yeni bir yapılanma kurmuş ve bir taşla iki kuş vurmuştu.

Hem Irak’taki cihatçı hareketleri tek bir çatı altında toplayarak güç birliği yaratmış, hem de tüm hareketin Irak'ta el Kaide'nin denetimi altına girmesini sağlayarak, uluslararası niteliğini korumuştu.

Masri iş başında

Zerkavi ve onun dini konulardaki danışmanı Şeyh Abdül Rahman'ın öldürülmesi Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) umduğu gibi Irak'ta el Kaide'nin bitmesi anlamına gelmedi. Mücahitlerin Birleşik Örgütü derhal toplanarak, yine Iraklı olmayan birisini, Mısırlı Ayyub-al Masri'yi Irak'ta El-Kaide'nin başına getirdi.

El Masri, hem Zerkavi'yi hem de Eyman el Zevarihi'yi yakından tanıyan birisiydi. El Masri'nin Irak El Kaidesi'nin başına gelmesi ilginç bir biçimde hem Zerkavi'nin, hem de Eyman el Zevahiri çizgisinin devamına işaret ediyordu.

Zerkavi, kendisini Şiilere karşı Sünnileri savunan bir Mesih olarak görüyordu, El Masri ise dünya çapında Batılı güçlerle savaşmak gibi daha kapsamlı stratejiler peşindeydi.

İki farklı çizgi

İki farklı çizginin bileşimi hem Irak'ta bir Sünni devletinin kurulmasını, hem de el Kaide'nin uluslararası eylemler yapmasının önünü açık tutuyordu.

Eyman el Zevahiri dış ülkelerden gelen cihatçıları sağlayacak, el Masri ise Irak'taki Sünnilerle olan ilişkileri yürütecekti.

Bu durumda Irak İslam Devleti diğer cihatçı gruplara karşı bir üstünlük elde ediyor ve herkesi kendisine katılmaya çağırıyordu.

Bagdadi başa geçiyor

Nitekim el Masri, Ekim 2006'da Irak'ta el Kaide'nin artık Iraklı bir hareket olduğunu ve bundan böyle Irak İslam Devleti olarak anılacağını açıkladı.

Irak İslam Devleti'nin başına ise Iraklı bir Selefi olan Ebu Ömer el Bagdadi getirildi. Daha önce sadece örgütsel bir yapılanma olan Irak el Kaide'si artık belli bir toprak parçasını yönetmeye aday askeri ve siyasal bir aktöre dönüşmüştü. Sağlık, petrol ve tarım bakanlıkları kuruldu.

Sünni Aşiretler sahneye çıkıyor

Irak İslam Devleti’nin kuruluşu Ramadi ve Anbar gibi Sünni bölgelerinde çok hoş karşılanmadı. Irak El Kaidesi devlet olmuş ama eski uygulamalarından da vazgeçmemişti.

Kadınlara tecavüz ve kadınlar üzerinde hak iddia etme, yaşlı aşiret liderlerinin fidye karşılığı kaçırılması, kaçak petrol satımı gibi faaliyetler, Sünni halkı tedirgin ediyordu.

Bu tedirginlik giderek hoşnutsuzluğa ve Irak İslam Devletine karşı direnişe evrildi.

Sahva Konseyleri

2007 başlarında Sünni aşiretlerin bir araya gelerek oluşturdukları Sahva (Uyanış) Konseyleri Irak'ın Sünni bölgelerinde, ABD güçlerinin de desteğiyle, Irak İslam Devleti’ne karşı mücadeleyi başlattılar.

Sahva Konseyi Başkanlığı’na getirilen Abdül Settar el Rişavi ABD'nin Irak'ta en güvenilir yardımcısı oldu. Karizmatik bir kişiliği olan el Rişavi, Anbar'da 17 Sünni aşiretini bir araya getirerek Anbar Acil İşler Konseyini oluşturdu.

Bu Konsey sayesinde Irak Polis Kuvvetlerine 700 yeni polis adayı alındı ve Başbakan Nuri el Maliki bu kişilerin Ürdün'de bir eğitim merkezine gönderilmelerini sağladı. 

ABD-Konseyler işbirliği

Sahva Konseyleri 2007’den ABD'nin Irak'tan çıkma kararını aldığı 2009’a kadar Irak İslam Devletinin gücünü belirgin bir şekilde azalttılar. ABD ve Konseyin işbirliği sayesinde, Irak El Kaidesi'nin üst düzey 47 önderinden 34’ü ya öldürülmüş ya da yakalanmıştı.

Bu başarının sırrı, ABD'nin kurduğu Ulusal Güvenlik Ajansı'nın cihatçıların kendi aralarında yaptıkları telefon konuşmalarının tümünü dinlemesi ve CIA yetkililerine kimin ne zaman nerede olacağını bildirmesinde yatıyordu.

ABD istihbaratı bu dönemde Irak İslam Devleti ile ilgili aşırı iyimser bir tutum içine girdi. Söz konusu dönemde Irak'ta 170 bin ABD askeri görev yapıyordu.

Bu 170 bin askerin kademeli bir biçimde Irak'tan çekilmeleriyle ortaya çıkabilecek sorunları görmezden geldi ve Irak İslam Devleti’ni küçümsemek gibi bir hataya düştü. Kendisi için daha büyük bir tehdit olarak gördüğü Iran ve Şii milislerine yöneldi.

Şii Milisleri ve Irak'ta Iran

Sünni cephesinde bunlar yaşanırken İran’ın Irak üzerindeki hegemonyası da güçleniyordu. Irak-İran Savaşı döneminde Saddam Hüseyin rejiminden kaçan ve İran'a yerleşen yüz binlerce Şii ülkelerine dönmeye ve yeni kurulacak Irak için siyasette rol almaya başladılar.

Irak'ta kimin dost, kimin düşman olduğuna bir türlü karar veremeyen ABD, Şii dini lider Muktada el Sadr'ı en büyük tehlike olarak görüyordu.

Kendi milis gücü Mehdi Ordusu’nu ABD işgalinden hemen sonra kuran Muktada el-Sadr Irak'taki varlığını, Lübnan'daki Hizbullah gibi yarı sivil yarı askeri bir güç olarak  sürdürmek istiyordu.

Ağustos 2004'de yaşanan Necef savaşı, aslında ABD ile İran'ın gizli servisi ve askeri gücünü temsil eden Devrimci el Kudüs güçleri arasında yaşanan bir güç mücadelesiydi. CIA, İranlıların Irak'taki gizli ajanı olduğunu düşündükleri Şeyh Ansari'nin, Mehdi Ordusu’nu yöneten asıl güç olduğuna inanıyordu.

Diğer bir Şii yapılanması olan “Irak’ta İslam Devrimi için Yüksek Komuta Konseyi” de arkasında İran istihbaratı olan yarı askeri bir örgütlenmeydi.

İranlı General Süleymani

Bu yapıların yanı sıra en az onlar kadar etkili bir kişi ise doğrudan Ayetullah Ali Hameney'e bağlı olarak Irak'ta faaliyet gösteren İranlı General Kasım Süleymani'ydi. 

O yıllarda bir CIA uzmanı “Bugün Orta Doğu'da en büyük etkiye sahip tek kişi var, o da General Süleymani” diyordu.

Irak'tan sorumlu ABD'li general David Patraeus “kötü bir kişi ama usta bir casus” olarak tanımladığı Süleymani'nin bazı özel durumlarda, el altından Irak'ta el Kaide ile işbirliği yaptığını geç de olsa fark etmişti.

Tahran için ABD'nin bir an önce Irak'tan çıkması tek ve en önemli amaçtı ve bu süreci hızlandıracak her türlü eyleme destek vermeye hazırdı.

ABD Irak'tan Çıkıyor  

Bir yazı dizisi kapsamında anlatılamayacak kadar girift ve iç içe geçmiş ilişkiler yumağı iyice çözülemez bir hal aldığında Başkanı Obama ABD güçlerinin Irak'tan çekileceğini açıkladı.

Bu kararın  açıklandığı ana kadar 3 milyondan fazla Iraklı yerlerinden edilmiş, 800 bin Iraklı asker ve sivil, 4 bin 488 ABD askeri ve 150 gazeteci (kesin sayılar olmayabilir) ölmüştü. Yanı sıra yıkılmış şehirler, lağvedilmiş bir ordu, güvenli olmayan bir polis teşkilatı, işlemeyen elektrik ve su şebekeleri Irak’ın geldiği durumu anlatıyordu.

Böylece ABD’nin Irak'a demokrasi getirmek macerası başta Irak'ta El Kaide olmak üzere onlarca Sünni ve Şii milis yapılanmasının şiddet ve zorbalığı altında, sürekli bir iç savaş konumunda olan bir ülkeyi geride bırakarak sona eriyordu.

Bu korkunç tablonun yanı sıra ABD'nin Irak müdahalesi,  Orta Doğu'yu büyük devletlerin birbirleriyle olan hesaplaşmalarının dolaylı olarak yapıldığı bir kapışma alanı haline getirdi.

Vekalet savaşları dönemi

21. yüzyıla damgasını vuran büyük dünya savaşları yerine, bölge halklarının sırtından vekâleten yürütülen savaşlar dönemi başladı.

Şeffaf ve demokratik parlamenter sistem yerine el altından yapılan gizli görüşmeler ve anlaşmalar, istihbarat teşkilatlarını siyaseti belirleyen asli unsurlar haline getirdi.

İşte ABD böyle bir mirası bırakarak Irak'tan geri çekildi. Kendi ekonomik durumu, Irak savaşının inanılmaz maliyeti ve Irak'tan dönen ABD askerlerinin fiziki ve ruhi bakım ve tedavileri dünyanın tek büyük gücü olmaya oynayan ABD'yi içten yıkmaya başlamıştı.

IŞİD'in önlenemez yükselişi

Bugün yaşadığımız kargaşanın ve IŞİD'in önlenemez yükselişi doğrudan ABD'nin Irak'ı işgali ve ondan sonra yürüttüğü politikaların bir sonucudur. İran, Rusya, Suudi Arabistan, Katar, Türkiye gibi ülkelerin bu vesayet savaşlarına şu veya bu şekilde dahil olmaları da yine bu siyasetin yansımalarıdır.

Dünya siyaseti, hiç olmadığı kadar ikili oyunlar, gizli görüşmeler, el altından çevrilen dolaplarla bütünleşme ve birlik yerine sürekli parçalanma, bölünme ve hatta yok olmaya kadar varan son derece nihilist bir noktaya geldi.

İŞİD bu nihilist noktadan beslendi, gelişti ve şimdi kendi nihilist varlığını İslamiyet’le özdeşleştirme çabası içerisinde yolunda ilerlemeye devam ediyor. (MUT/BA)

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşivde Ara

Sizehaber'de Hangi Dilde Haber Yayınlansın?

  • Kürtçe
  • İngilizce
  • Diğer
  • Fransızca
  • İspanyolca
  • Almanca

Hava Durumu

Foto Galeri

Piyasa Durumu

DOLAR
r57shellr57shell