MELEK ULAGAY TAYLAN yazdı, El Zerkavi ve Irak'ta El Kaide'nin Kuruluşu

MELEK ULAGAY TAYLAN yazdı, El Zerkavi ve Irak'ta El Kaide'nin Kuruluşu

Zerkavi El Makdisi'nin silahlı örgütüne katılıyor, cezaevi ''okulu'nda yetişiyor, Ürdün'den Afganistan'a geçiyor, bin Ladin'le buluşuyor, saldırılara başlıyor. Iraklı general Berhavi ve sonrasında Musul'un yolu açılıyor.

Ürdün'de başkent Amman'a yaklaşık yüz kilometre mesafede bulunan Zerka kasabası, Zerkavi'nin doğduğu yer olarak ünlenmeden önce iki nedenle bilinirdi; İncil'de Yakub Peygamber'in Tanrı ile yaptığı tartışmanın geçtiği  ve Ürdün'deki en eski Filistin mülteci kampı el-Ruseifah'ın bulunduğu yer.

Asıl adı Ahmet Fadıl Nezzal El Haleylah olan Zerkavi bu kasabada büyük ve ünlü bir Bedevi konfederasyonu olan Beni Hasan aşiretinin bir üyesi olarak doğdu. Babası muhtardı, aşiret üyeleri arasında çıkan  anlaşmazlıklarda hakemlik yapan saygın bir adamdı.

Zerkavi okulda hiçbir zaman başarılı olamadı ve 1984'te babasının ölümüyle birlikte okuldan ayrılarak çeşitli suçlara karışan, alkol ve esrar kullanan ve bunların satışını yapan bir kişiliğe büründü.

İri yapılı değildi ama çok atak ve korkusuzdu. Oğlunun karanlık işlere bulaşmasından çok tedirgin olan anne Um Sayel, doğru yolu bulması için onu Amman'daki El Hüseyin Bin Ali Camii'nde bulunan dini okula yazdırdı. Zerkavi burada kendine bir yol buldu. Selefi doktrini ile tanıştı.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan Arap devletlerini din dışı olmak ve İslam yasalarına uymamakla suçlayan Selefiler, İslam'ın eski saf haline dönmesini ve gerekirse bu uğurda cihad yapılmasını savunuyorlardı. Sovyetler Birliği'nin 1979'da Afganistan'ı işgal etmesiyle birlikte “cihad” kelimesi  artık “silahlı direniş”  olarak tanımlanmaya başlamıştı.

Ürdün'den Afganistan'a giden yol

Selefi doktrinin cihad çağrısını benimseyen Zerkavi, Ürdünlü cihatçı lider Muhammed El Makdisi'nin kurucusu olduğu Bayat El İmam adındaki silahlı örgüte üye oldu. Örgüt üyeliğinden ve silah bulundurmaktan yargılanarak çarptırıldığı 15 yıl hapis cezasının beş yılını çölde bulunan Svaka Cezaevinde yattıktan sonra tahliye oldu. Kral Hüseyin'in ölümünden sonra tahta çıkan Kral Abdullah II, Müslüman Kardeşler ile ilişkilerini yumuşatmak için yaklaşık 3 bin  tutuklu için genel af çıkarmıştı. 

Hapishane, Zerkavi'nin gerçek okulu oldu. Bani Hasan aşiretinin bir üyesi olarak gördüğü itibarı kullanarak, hapishanede  gardiyanlardan  hapishane yönetimine kadar uzanan bir nüfus alanı kurdu. Bayat El İmam örgütüne mensup mahkumlara yarattığı ayrıcalıklar sayesinde herkesin kendisine biat etmesini sağladı.

Asıl lider ve örgütün kurucusu Ek Makdisi bile Zerkavi'nin etkisi altına girdi. Birlikte yaptıkları fetvalar ve dini yorumları dışarıdaki örgüt üyeleri sayesinde internet üzerinden yayılmaya başladı. Bu yayınlardan bazıları o sırada Pakistan'da olan bin Ladin'in dikkatini çekti. Bin Ladin bu iki ismi hafızasına kaydetti. İleride yolları buluşacaktı.

Usama bin Ladin ile buluşma

Hapishaneden çıktıktan sonra Zerkavi, 1999 yazında Pakistana gitmek üzere yollara düştü. Peiavar'da vize sorunu nedeniyle gözaltına alındı, sekiz gün sonra Ürdün'e geri döneceğini söyleyerek gizli yollardan Afganistan'a geçti.

Zerkavi ile Usama bin Ladin'in ilk görüşmesi Kandahar'da gerçekleşti. Görüşme, çok olumlu geçmedi. Zerkavi'nin eski yaşantısından kalan dövmeleri,  küstah ve kibirli halleri Suudi lideri rahatsız etmişti. Kaldı ki Zerkavi'nin “kafir” tanımı tüm Şii'leri ve Selefi düşünceye biat etmeyen Müslümanları da  kapsıyordu. Kendi annesi de Suriyeli bir Alevi olan bin Ladin, bu konuda çok hassastı.

Görüşmede bin Ladin'in yanısıra El Kaide'nin ikinci adamı Eyman el Zevahiri de hazır bulundu. Her ikisinin de görüşü Zerkavi'nin El Kaide üyeliği için uygun olmadığı yolundaydı.

Bu ilk görüşmede yaşanan olumsuz hava, el Kaide'nin güvenlik sorumlusu Saif el Adil'in araya girmesiyle yumuşadı. Adil'e göre Zerkavi'nin  Lübnan, Suriye ve Ürdün'de güçlü ilişkileri vardı ve bu ilişkiler el Kaide'nin işine yarayabilirdi. Bu kişilerden birisi de bugün IŞİD'in sözcüsü olan Ebu Muhammed el Adnani idi. 

Saif el Adil'in etkisiyle yumuşayan bin Ladin, 2000 yılında Zerkavi'yi Iran sınırında bulunan Afganistan'ın üçüncü büyük şehri Herat'da, bir eğitim kampı kurmak üzere görevlendirdi.

Bin Ladin sonradan geri ödenmesi kaydıyla Zerkavi'ye 200 bin ABD doları para vermişti. Zerkavi bu kampı kurdu ve ağırlıklı olarak Ürdün ve Filistin kökenli kişileri yerleştirdi. Onlara Jund al-Sham (Levant'ın askerleri)* adını verdi.  Kampın üzerinde yazan ad ise “Tehvid wal-Cihad”dı (Tek tanrı ve cihad).

Bu kampta eğitim gören kimi cihatçılar, çok ses getiren eylemler yaptılar. Amman'da 2003'te ABD'li uzman Laurence Foley'in öldürülmesi, yine Amman'da ABD elçiliğine yapılan saldırı gibi.

Jund al-Sham büyümeye devam etti. Kampı her ay ziyaret eden bin Adil, bin Ladin'e olumlu raporlar veriyordu. 2000-2001 yılları boyunca bin Ladin, Zerkavi'nin Kandahar'a gelip kendisine biat edeceğine dair yemin etmesini istedi. Zerkavi bu çağrıları hep reddetti. Kendisine yakın olanların söylediklerine göre “Hazreti Muhammed'den başka kimseden emir almam” diyordu.

ABD ve NATO Afganistan'da savaşmaya başladıklarında Zerkavi'nin Herat'daki kampı kuşatıldı. Zerkavi bu kuşatma esnasında yaralandı ve Kabil'e kaçmak zorunda kaldı. Daha sonra kampta eğitim alan 300 militanı ile birlikte İran'ın Zahedan şehrine oradan da eski dostlarından Gulbeddin Hikmetyar'ın himayesi altında Tahran'a geçti.

Zerkavi'nin hedefi İran üzerinden Irak'a geçmekti. Irak'ta cihatçı bir lider olmak ve ABD güçleri ile burada savaşmak istiyordu. 12. Yüzyılda yaşayan, Musul ve Halep'i  Haçlı ordularından kurtaran Nureddin Mahmut Zengi'yi kendisine örnek alıyordu.

Zerkavi eylemde

Afganistan'dan kaçtıktan sonra bir yıl boyunca Zerkavi İran ve Kuzey Irak'ta dolaştı. Güney Lübnan'daki Filistin  mülteci kamplarından yeni  cihatçılar  topladı. ABD ve  Britanya'nın Irak'ı işgal etmek için bahaneler yaratmaya uğraştıkları 2002'de hem CİA hem de İngiliz istihbaratı   MI6 Zerkavi'den haberdardı.

Aynı dönemde Zerkavi, Kuzey Irak'ta Süleymaniye'de kendi örgütlenmesini kurdu. Örgütünün adı Tehvid wal-Cihad (JTWJ/Tek Tanrı ve Cihad) idi.

JTWJ stratejik kimliğini belirleyecek ilk saldırısını Ağustos 2003'te Bağdat'daki Ürdün sefaretini bombalayarak gerçekleştirdi. Bu saldırıda 17 kişi öldü. Bunu izleyen günlerde, 19 Ağustos 2003'de, Irak'daki Birleşmiş Milletler (BM) binasına patlayıcı yüklü bir arabayla yapılan saldırıda, BM Özel Temsilcisi Sergio Vieira de Mello ve 21 kişi öldü ve 200 kişi de yaralandı.

Bu saldırıdan sonra Zerkavi olumlu tavırları ile Batı'nın  imajını  parlattığını iddia ettiği de Mello'yu bilerek hedef aldığını açıkladı. Bu saldırıdan on gün sonra, 29 Ağustos 2003'de, bu kez de Necef'de bulunan Şii'lere ait İmam Ali Camii'si yine  patlayıcı yüklü bir arabayla hedef alındı ve Irak Şii'lerinin dini lideri Ayetullah Muhammed Bekir el Hakim ve 95 kişi öldü.

Mezhep çatışmasının nüvesi

Zerkavi bu saldırılarla kendi ideolojik duruşunu ortaya koymuştu. ABD ve Batılı güçler ile birlikte Sünni iktidarların baş düşmanı Şii'ler de hedefindeydi. Zerkavi, bu saldırılar sonucu ortaya çıkacak kaostan yararlanarak İslam devletine giden yolun açılacağına inanıyordu.

Kendi yazılarında sık sık Şii karşıtı söylemler kullandığı gibi İbni Taymiyya'nın “Onlar düşmandır, onlardan sakınınız; onlarla savaşınız, onlar yalan söylüyorlar” uyarısını da hatırlatıyordu. 

Nitekim öldürülmeden hemen önce, 6 Haziran 2006'da yaptığı son konuşmasında şöyle sesleniyordu halka; “Müslümanlar, Yahudiler ve Hıristiyanlar gibi kafirlere karşı verdikleri savaşta, onlara arka çıkan, dinsiz  ve imansızları, yani rafida'yı (Şiiler için kullanılan aşağılayıcı bir terim) yok etmeden asla zafere ulaşamazlar.”

Bugün yaşadığımız ve tüm bölgeyi tehdit eden mezhep çatışmalarının  nüveleri böyle atıldı.

Hikayenin ilginç yanı bu saldırılarda Zerkavi'ye Irak'ta kimlerin yardım ettiği noktasında başlıyor. CIA sonrasında “2003'te BM binasına yapılan saldırı ve diğer bombalama olaylarının arkasında Irak Baas'cılarının ve doğrudan Saddam Hüseyin'e bağlı Özel Güvenlik  Birimlerinin bulunduğunu'' açıklamıştı.

İntihar bombacılarının yaşadığı evler, Özel Güvenlik Birimleri'nin bulunduğu yerleşkelerin hemen yanı başındaydı. Hatta patlayıcıların yerleştirildiği arabalar ve saldırıları  yapan kişilerin nakliyesi de bizzat bu güvenlik birimleri tarafından yapılmıştı.

General Berhavi ve General Patraeus

Yine CIA kaynaklarına göre bin Ladin'in cihat çağrısına uyarak Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinden Irak'a gelen cihatçılar Özel Güvenlik Biriminde görevli General Muhammed Kayral el Berhavi ile temasa geçip eğitim kamplarına yönlendiriliyordu.

Aynı Berhavi daha sonraki yıllarda, ABD 101. Hava Kuvvetleri Bölüğünün başında bulunan General David Patraeus tarafından Musul polis teşkilatının başına getirildi.

Berhavi'nin ikili oynadığını bildikleri halde onu kullanabileceğine inanan ABD daha sonra Zerkavi'nin Musul'u kendisine bir sığınak olarak kullanmasının yolunu böylece açmış oldu.

ABD'nin Irak politikası buna benzer yüzlerce örnekle dolu. ABD  bilerek ve isteyerek Zerkavi gibi cihatçıların güçlenmesinin yolunu mu açtı, yoksa bölgeyi anlamadığı, doğru yorumlayamadığı için sürekli hata mı yaptı? 

Bu konuda yazdığı kitaplar ve makalelerle tanınan Dan Glazebrook'un son kitabının adı “Böl ve Yok et”. Yüz yıl önce Orta Doğu'yu  paylaşan emperyalist güçlerin “Böl ve Yönet” taktiğinin bugüne uyarlanması. (MUT/BA)

*  Levant coğrafi bir bölge olarak Filistin, Ürdün, Lübnan, Suriye, Sina yarımadası ve Hatay'a kadar uzanan bölgeyi kapsıyor. IŞİD'in açılımndaki Şam da esas olarak Levant bölgesi anlamına geliyor.  

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşivde Ara

Sizehaber'de Hangi Dilde Haber Yayınlansın?

  • Kürtçe
  • İngilizce
  • Diğer
  • Fransızca
  • İspanyolca
  • Almanca

Hava Durumu

Foto Galeri

Piyasa Durumu

DOLAR
r57shellr57shell